|
Ben
hiç pes etmem
Manisa Soma'da 11 Mart 1954 tarihinde doğan Y. Kemal
Gençer, Gönen'de başladığı ilkokula Ankara'da devam
edip, Bandırma'da bitirir. Ortaokulun büyük bir
kısmını Bandırma'da okuduktan sonra 3. sınıfın 2.
döneminde İstanbul'a Kabataş Erkek Lisesi'ne gelmek
ister fakat Kabataş'ın orta kısmının olmaması
nedeniyle Haydarpaşa Lisesi'ne gelir. Haydarpaşa'da
okurken hep Kabataş'a gideceğim der.
Neden Kabataş'a gelmeyi bu kadar istediniz?
Gönen'de birçok Kabataşlı büyüğümüz vardı, onların
etkisi oldu. Haydarpaşa'ya ısınamadım. Belki de
Kabataş aşkından. Haydarpaşa'da 3 ay yatılı okudum.
Ama nasıl okuduğumu bir ben bir Allah bilir.
Kabataş'a geldiğimde 5 yıldızlı bir otele gelmiş
gibi oldum. Çok rahat ettim, hiç zorluk çekmedim.
Benim karakterimde biraz disiplin var. Çünkü 5-6
yaşına kadar Almanya'da yaşamıştım. Babam
Almanya'dan mezun. Kendisi kimya mühendisi. Benim
disipline karşı merakım var. Bu yüzden Kabataş bana
iyi geldi. Tam aradığım ortamdı.
Dersler ve hocalarınızla aranız nasıldı?
Lise 1'de epeyce zayıf geldi. İlk karnede 5 tane
zayıfım vardı. Şaşırdım o kadar zayıf gelince. Babam
"Ne oluyor?" dedi.
Tarih benim çok sevdiğim bir dersti. Lise 1'de orta
çağ ilk çağ tarihi okutuluyor. Notum 5 geldi.
Hocamız Selahattin Sel. Çok meşhur bir hocamızdır.
Sert bir hocaydı. Allah rahmet eylesin. Sınıfa
girdiğinde sorardı: "Beni sordunuz mu başkalarına?"
diye. İkinci karnemin ortalaması da beş gelecekti.
O, son haftalarda sözlü yapardı. "Gönüllü var mı?"
dedi hocamız. Yediremedim kendime. İlgili olduğum
konulardı bunlar. Son hafta ben sözlü için el
kaldırdım. Çok çalışmıştım. Benimle beraber 10 kişi
daha kaldırdı. Ben soruları bildim. Birkaç kişi
bilemeyince "Oturun hepinize sıfır." dedi. Arada ben
de kaynadım. Yazılıdan beş almışım, sözlüden de
sıfır alınca, iş tehlikeye girdi. Bir de sopayla
vurdu ellerimize. Rüyamda Hammurabi'yi gördüm,
kanunlarımı uygula diye.
Ben dayanamadım ikinci derse bir daha kalktım. 1
aldık bu sefer de. Her şey çıkmaza girdi.
Geometriyi, cebiri bıraktım, tarih çalışmaya
başladım. Son hafta notlar verilecek. Ben bir daha
kalktım sözlüye. Gene herkes 0 aldı. Beni kenara
çekti dedi ki; "Şimdi 1'in yanına sıfır koyuyorum 10
olacak, sıfırın önüne de 1 koyacağım o da 10 olacak.
Bir 10'da benden. Şimdi dön arkadaşlarına söyle hoca
çalışana 3 tane 10 veriyor de." Gülmek geldi içimden
ama gülemedim. Döndüm önüme söyledim. Ortalamam 8
geldi.
Bir de Sadettin Toprak hoca vardı. O zamanlar
Kabataş'ta çok adil hocalar vardı. İmtihandan hemen
sonra okurdu kağıtları. Ve okuduktan sonra 3 kişiyi
çağırırdı, biri de ben. İki kişi kontrol ederdi, ben
not defterine yazardım.
Edebiyat Bölümü'ne geçişiniz nasıl gerçekleşti?
Bende diplomat olma aşkı vardı. Kıbrıs meselesi
çözümlenememişti. Lise 1'i direkt geçtim. Her
öğrenci gibi fen bölümüne yazıldık. Ama bir hafta
sonra baktım fen bana göre değil. Oktay Hoca'nın
methini de duymuştum.
Ben kaydımı Edebiyat bölümüne aldırdım.
Rahmetli Vahit Kutal ile Muzaffer Tatarağası Hanım
vardı Almanca öğretmenimiz bizim. Onların odasına
gittim kayıt işlemleri için. Vahit Bey çok sakin bir
insandı. "Evladım niye edebiyat bölümüne geçiyorsun
ki?" dedi. Ben çok atak bir gençtim. Diplomat olmak
istediğimi ilettim. Muzaffer Hanım şaşırdı. Meğerse
onun erkek kardeşi diplomatmış. O zaman kaydımı 2
Edebiyat B'ye aldılar. Babam duymadı bu yaptığımı.
Altı ay sonra öğrendi. Benimle konuşmadı belli bir
süre. O benim de kimya mühendisi olmamı istiyordu.
Almanlar'da öyle bir adet vardır. İlk çocuk hep baba
mesleğini seçer.
Oktay Bey'in ilk talebeleri biz olduk. Müthiş bir
insandır. Kabataş'ın o zamanlarında diğer hocalara
kıyasla çok genç bir hocaydı. Edebiyat derslerine
yeni bir anlayış getirmişti. Şu sözünü hiç unutmam,
mühendis olmama çok büyük etkisi vardır. "Sizler 3.
bir bölüm olmadığı için edebiyat bölümüne
gelmediniz. Edebiyatı daha çok sevdiğiniz için
buradasınız."
Dersler dışında neler yapardınız? Hayat nasıldı
Kabataş'ta?
Kabataş'ta yatılı hayatı çok zevkli geçiyordu. Bazı
çarşambalar akşam 7'ye kadar izin alıyorduk.
İstiklal Caddesine giderdik ekseriyetle. Atlantik'te
sandviç yerdik. Sonra sinemaya giderdik. Ardında
okula dönerdik.
O dönemlerde Kabataş çok aktif bir okuldu (68-71)
Yayın odası vardı. Şimdi var mı hala bilmiyorum.
Yayın odasının hocası; rahmetli Vahit Başar'dı.
oraya imtihanla alınırdı öğrenciler. Diksiyon
sınavıyla. Benim sosyal yanım kuvvetlidir. Girdim o
sınavı kazandım.
Her sabah erkenden kalkardım. Sabah müzik yayını
yapardık. Teneffüslerde açılırdı. Ben genelde Mehter
Marşı çalardım ya da Zeybek. Kapıya ziyaretçi
geldiği zaman yine yayın odasından anons edilirdi.
Bizim yatakhanemiz 18 numaralı yatakhaneydi. Erken
kalktığımız için bize ayrı olarak tahsis edilmişti.
Yatılılık nedeniyle hiç zorlandınız mı?
Yatılı hayatında hiç zorlanmadım. Bana keyifli
geliyordu. Hafta sonları ailemin yanına giderdim.
Ailem Tuzla'da oturuyordu. O zaman Tuzla uzaktı
İstanbul'a. Vesait yoktu. Elektrikli trenle
giderdim.
Pazartesi günleri bayrak töreninde, Kabataşlı
öğrenciler bir faaliyette bir şey kazanmışsa anons
edilirdi. Biz de tezahürat yapardık. Adnan Bey'in
hoşuna giderdi. Bazen biz bunu biraz uzatırdık. İlk
ders geciksin diye.
Lise son sınıfta münazara kolunun da başkanıydım.
Güzel münazara yarışmaları olurdu. Yeşilay gençlik
kollarının İstanbul'da düzenlediği liseler arası
münazara yarışmaları olurdu. Ben hep bu konuşma
adabı ve üslubunu o yarışmalarda kazandım.
Sporla aranız nasıldı?
Ben spora karşı zayıf bir insandım. Sporla pek
ilgilenmiyordum. Bizim beden hocamız Bedri Bey
vardı. Hem futbol hem güreş takımını organize
ederdi. O zamanlar notlar da kolay alınmazdı. Bedri
Hoca takım seçmelerini yapardı. Ben güreş sınavına
girdim.
Ben Samsunlu Ahmet Başar diye bir arkadaşla
eşleştim. Ahmet biraz çelimsizdi. Biz güreşmeye
başladık. Ahmet bir el ense attı bana, küt diye
düştüm. Meğerse Ahmet Samsun'da güreşçiymiş. Sonra O
güreş takımına girdi okulun.
Lise sonrasında neler yaptınız, üniversite
hayatınız nasıl başladı?
Ben okulu haziranda bitirdim. Her NATO üyesi ülkede
Kuzey Atlantik Derneği var. Bu dernekte de Nato'da
görev almış eski büyükelçiler başkan oluyor. Okulun
ilan tahtasında bir ilan gördüm; kompozisyon
yarışmasıyla alakalı. Kazanan 30 kişi çeşitli NATO
ülkelerine gönderilecektir diye. O sene Oktay
Bey'den de 10 almıştım kompozisyondan. Nadir 10
alanlardandım. Baktım yarışma bizim Almanca dersine
denk geliyor. Almanca ile aram pek iyi değildi. Ders
kaynasın diye girdim ben bu yarışmaya. Yarışma 500
kelime ile sınırlıydı. Bitirirken saydım. Hiç
unutmuyorum 485 kelime vardı. Okulun bitmesine 10
gün kala bir zarf geldi Milli Eğitim Bakanlığı'ndan.
Kazanmıştım.
Pasaport yaptırdım. Sonra Brüksel'e uçtum.
Brüksel'de bizi büyükelçi kendisi karşıladı. Kabataş
rozetimi takıyordum. Otobüse binerken büyükelçi
bağırdı bana "Kabataşlı sen İstanbul'un
neresindensin?" diye. 16 kişiydik. "Ben İstanbul'un
hiçbir yerinden değilim, Kabataş'ın
yatakhanesindenim ben. Yatılıyım." dedim.
Hep diplomat olmak istediğim için babam "Bak şimdi
çat pat Almanca konuşuyorsun." dedi.
Brüksel'de Almanca kursuna da yazıldım 3 aylığına.
"Orada Fransızca da öğrenebilirsin, Sorbonne
geçersin." dedi. Tabiri caiz ise biraz ara gaz
verdi.
Sonra şartlar öyle gerektirdi ve Berlin Teknik
Üniversitesi'ne girdim. Babam çok sevindi. Ve dedi
ki bana “sen bu okulu 7 senede bitirirsen öpüp
başıma koyarım dedi.” Çünkü Almanya'da kimya tahsili
çok zordu. Ben 7,5 senede yine Almanya' da Clausthal
Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesi'ni bitirdim.
Yüksek lisans dahil. Geriye dönüp bakınca, zor
olduğunu söyleyebilirim. İlk yıllar zorluk çekmedim
ama orta sınıflar biraz zordu.
O kadar uzun seneler yabancı bir ülkede kalmak
nasıl bir duygu? Okulun zorluğunun dışında.
Gene disiplinli yaklaşım ve Kabataş'tan aldıklarım
sayesinde hiç zorluk çekmedim. Kabataş beni hayata
çok iyi hazırladı. Tabii bu biraz da karakter yapısı
ile alakalı. Benim kardeşim de Kabataş'ı bitirdi ama
o Türkiye'de bir eğitimi tercih etti. Ailemiz
buradaydı.
Kabataş'taki disiplin ve olayı takip etme olgusu çok
önemlidir. Ben hiç pes etmem. Bu bana Kabataş'tan
geldi. Rahmetli Vahit Başar'ın çok önemli bir sözü
vardır: "Bakınız bu bakanlığın adı öğretim bakanlığı
değil, eğitim bakanlığıdır." derdi.
Biz mezun olalı 30 küsur sene geçti bakanlığın adı
hala Milli Eğitim Bakanlığı. Önemli olan eğitimdir.
İlk önce eğitim, sonra öğretim. Eğitiminiz tam ise
öğretimi bir yerlerden takip edebilirsiniz.
Formasyonunuz önemli. Sonra pratiğinizi
geliştirirsiniz. Eğitim konusunda Kabataş kuvvetli
bir kaledir. Ben Berlin'e gittiğim sene 68-69
yıllarının birincileri de Berlin Teknik
Üniversitesi’ndeydi.
Üniversiteden sonra neler yapıtınız?
1,5 sene Almanya'da bir mühendislik firmasında
çalıştım. Yüksek lisans eğitimime yönelik bir işti.
Böylece Almanya'da 9 sene kalmış oldum. Ondan sonra
Türkiye'ye döndüm. Bir torba fabrikasında görev
aldım. Almanlar ile beraber çalışıyordum. Sonra
kendi mesleğime, gübre işine geçtim.
İlk önce proje mühendisi olarak çalıştım, sonra
danışman oldum, ardından fabrika müdürü olarak görev
aldım. 1995 yılından itibaren genel müdür oldum. Son
iki senedir de yönetim kurulu başkanıyım.
Beşiktaş Kulübü'ndeki serüveniniz nasıl başladı?
Bizim zamanımızda Kabataş'ın büyük bir kısmı
Beşiktaş'ı tutardı. Almanya'dan döndükten sonra
Beşiktaş'a üye de oldum. Geçen seçimde yönetim
kuruluna seçildim. Basketbol Şubesi'nin başkanıyım.
Yönetim kurulu sözcüsüyüm. Bayanlar basketbol
takımımız 20 sene sonra ilk defa şampiyon oldu.
Erkeklerde de uzun yıllar sonra final oynadık.
Basketbol'da böyle bir görev alacağınızı
düşünüyor muydunuz?
Yönetim Kurulu'na girerken, seçim öncesi bir
pazarlık olmaz. Başkanımız Yıldırım Demirören bana
basketbol şubesinin başına geçmemi, basketbolun daha
farklı bir yapısı olduğunu belirtti. Bendeki anlayış
ile daha başarılı olacağını düşündüğünü söyledi.
Önceden basketbol ile fazla bir alakam yoktu. Fakat
görevi kabul ettim. Basketbolun seyir zevki
futboldan çok daha farklı, değişik. Hocalarımız
olsun sporcularımız olsun ulusal kaynaklara
yöneliyoruz. Bu sene daha iddialıyız. İstanbul'daki
hemen hemen bütün maçları takip ediyorum.
Kabataş Erkek Lisesi'ne çok büyük katkılarınız
olduğunu biliyoruz. Kültür binasının yeniden
yapılanmasında çok büyük destekleriniz olduğunu
biliyoruz. Nasıl gelişti bu olaylar?
Evvelki sene pilav gününde Talip Ağabey'imiz binanın
restore edilmesi gerektiğini söyledi. Fazla bir
matrah tutmayacağını belirtti. Ben bunu
üstlenebileceğimi ilettim. Ardından bu görevi Oğuz
Çarmıklı ile beraber üzerimize aldık. Tabii tarihi
eser olduğu için biraz vakit aldı. Ve güzel bir
projeye imza atıldı. Hayırlısıyla güzel
sonuçlanacak. Biz o binada saz geceleri düzenlerdik.
Siz herhangi bir enstrüman çalar mısınız?
Benim resim, müzik ve beden dersleriyle pek aram
yoktu. Daha çok edebiyatla ilgilenirdim.
Adınız Yahya Kemal Beyatlı’dan mı geliyor?
Dedemin adı Yahya imiş. Babamların tarafı da
Balkanlar’dan geliyor. Kemal ismi de o nedenle
koyulmuş.
İçindekilere dönmek için tıklayın |