 |
|
|
|
Genç yaşına
karşın bir çok insanın pek de kolay
ulaşamayacağı bir kariyere sahip Berk Çağdaş. İş
hayatındaki başarısını, kişiliğinin
şekillendiği, disiplinli çalışmayı ve kendine
güvenmeyi öğrendiği Kabataş'a borçlu olduğunu
açıkça ifade eden Berk Çağdaş ile halen Finans
Koordinatörü olarak görev yaptığı Doğuş Otomotiv
Holding
A.Ş.'de görüştük. |
|
|
Kariyerimi Kabataş’a borçluyum
28 Haziran 1967 tarihinde İstanbul'da doğan Berk
Çağdaş, 1980-81 döneminde Kabataş Erkek Lisesi'ne
yatılı olarak girer. Sonrasını kendisinden
dinliyoruz
Kabataş'ta okuduğum dönem benim için çok önemli bir
dönemdir. Tamamen kişiliğimin şekillendiği, hayat
görüşümün, hayata bakış açımın tohumlarının atıldığı
yerdir Kabataş.
Ana ocağından ve evden ayrılış, ilk kez tek başına
bir hayata geçiş. Tüm bunlar çok önemli unsurlar.
Her Kabataş'a başlayan genç gibi, okulun o ağırlığı,
azameti, disiplini ciddi anlamda beni etkilemişti.
Ciddi zor dönemler geçirdim Kabataş'ta. İlk bir ay
çok zordu. Eve gitmek ve yatılılıktan çıkmak
durumunda kaldım. Sonra düzeldi her şey,
arkadaşlarımıza ve çevreye alıştık.
Hayatımda ilk kez disiplin altında bulunmayı, bir
sorumluluk taşımayı ve sorumlulukla beraber başarılı
olmak gerektiğini, yoksa hayatın çok zor olacağını,
çalışınca muhakkak suretle başarılı olunacağını,
kendime güvenmeyi, samimiyetle söylüyorum,
Kabataş'ta öğrendim.
Nedir Kabataş'ta insana bu özellikleri
kazandıran?
İlk olarak okulumuzun çok köklü ve uzun vadeli bir
alt yapısı vardır. Bir Kabataşlılık kültürü var.
Kabataş'a aidiyet duygusu var. O kapıdan içeriye
adım attığınız zaman bu duyguyu hissediyorsunuz. Bu
duygu ile yoğruluyorsunuz. Zaman içerisinde bunun
bir parçası haline geliyorsunuz. Kabataş zor bir
okuldur. Nitelik olarak değişiklik gösterip
kız-erkek karışık bir hal alsa da, zor bir okuldur.
Kişiye öğrenciliğini hissettirir.
Herkesten zor olduğunu duyduğunuz halde
Kabataş'ta okumaktan hiç endişe etmediniz mi?
Çok endişelendim. Kadıköy Anadolu Lisesi'nden
geldiğim zaman, yüksek başarı profili çiziyordum.
Fakat Kabataş'ta çalışmadan başarılı olmak mümkün
değil. Disiplin bunun temel taşı. Tesadüf ile bir
yerlere gelebilmek mümkün değil. Ve ben bunu deneyim
ettim. Kabataş bunu bana öğretti. Tabi babamın
burada olmayışı, ağabeyimin o zamanlarda askerlik
vazifesini yapıyor olması, annemin yalnız kalması
duygusal bazı yükler verdi bana. Tüm bu sebeplerden,
kendi ayakları üzerinde durmanın, kimseye muhtaç
olmadan yaşamanın, ne yaparsam kendim için
yapacağımın bilincini bana Kabataş vermiştir.
Bunu abartmadan söylüyorum, bugün neye sahipsem
Kabataş sayesinde olmuştur. Dişimle tırnağımla elde
ettiğim ne varsa, kariyerim, geldiğim nokta
başlangıç noktam Kabataş'tır.
Kabataş Erkek Lisesi'nde özellikle etkilendiğiniz
bir hocanız var mı?
Lise 1'e başladığımda bir matematik hocam vardı;
Mustafa Battal. Okulun ilk günleriydi, bizi tahtaya
kaldırdı ve soru sordu. Ben yapamadım. Beni müthiş
bir şekilde azarlayıp yerime oturtturdu. Hayatımda
ilk kez bir hocadan azar işitiyordum ve o an okul
bana bir mahzen, yaşanılmaz bir yer gibi geldi.
Nerdeyse bunalıma giriyordum. Fakat daha ilk
günlerden böyle bir durumla karşılaşmak bana çok şey
kattı. Ve tamamıyla profilimi değiştirdi.
Bir başka hocamız ise Baş Müdür Yardımcısı Fahri
Babaç, bizlerin hayatında çok önemli bir yeri
vardır. Çok iyi niyetli bir insandır. Bizlere
yönelişi ve eğitim anlayışı bizlere çok farklı
boyutlar kazandırmıştır.
Okuldaki tüm hocalarımızın bizlere kazandırmak
istedikleri kavramlar; disiplin, sistematik
çalışmak, hedefe kilitlenmek ve odaklanmak gibi alt
başlıklarda toplanabilir. Mesela ben, diğer dönem
arkadaşlarım gibi, hiç üniversite hazırlık kursuna
gitmedim. Etütlerde yaptığımız çalışmalar bizler
için yeterliydi ve bizi başarıya taşıdı.
Bu sistematik çalışma, analitik düşünmek,
matematiksel düşünmek alışkanlığı bizlere
kazandırıldığı için o ağır eğitim sistemi altında,
ek bir hazırlık yapma ihtiyacı ortadan kalktı.
O sene üniversite sınavında %1'lik dilime girdim.
Diğer tüm sınıf ve dönem arkadaşlarımın hepsi de
muvaffak oldular.
Kabataş'tan mezun olmak benim için karşılığı
bulunamaz bir değer, bir oğlum bir kızım var. Dokuz
ve beş yaşlarında, iyi hazırlanır ve sınavlarda
başarılı olurlarsa, inşallah çocuklarım da Kabataşlı
olacaklar.
Liseden sonra eğitiminiz nasıl sürdü?
Kabataş Erkek Lisesi'ni 1983-84 Aralık döneminde
bitirdim. Ardından İstanbul Teknik Üniversitesi
İşletme ve Endüstri Mühendisliği bölümüne girdim.
Dört yılda mezun oldum. Akabinde, yine aynı okulda
Fen Bilimleri Enstitüsü'nde İşletme Mühendisliği
Anabilim Dalı'nda yüksek lisansımı yaptım. Takiben
İşletme anabilim dalında doktoramı bitirdim.
İş yaşantınıza nerede başladınız?
Aynı süreçte 1989 yılında, iş hayatıma E.C.A.'da
mühendis olarak başladım. 1,5 yıl süreyle tüm
Türkiye'ye yayılmış fabrikalarda sistem mühendisi
olarak görev aldım. Ama gönlümde yatan aslan finans
sektörüydü. 1990 yılının sonunda Doğuş Grubu
bankalarından Körfez Bank'a transfer oldum. Kurumsal
finans bölümünde sorumluydum. E.C.A'da çalışırken
tavsiye üzerine işime başlamıştım. Ve maaşım
piyasaya oranla bir hayli yüksekti. Körfez Bank'ta
ise aldığım paranın yarısına işe başladım. Sıfırdan
bir başlangıç oldu bu benim için. Zaman içerisinde
Körfez Bank'ta bölüm başkanlığı ve genel müdür
yardımcılığına kadar yükseldim. Her adımda yavaş
yavaş, kendime bir şeyler katarak ilerledim.
Bu görevimin yanında, doktoram sebebiyetiyle Doğuş
Grubu'nun diğer kuruluşlarında finansal danışmanlık
yapıyordum. Otomotiv bunlardan bir tanesiydi.
Doğuş Grubu'nda böyle bir yapı var mı? Farklı
kuruluşlar birbirleri ile koordineli çalışıyorlar
mı?
Doğuş Grubu bu anlamda gerçekten iyi bir okuldur.
Bir konuma gelirsiniz, kendinizi ispatlarsınız,
akabinde Grup sizden başka alanlarda da faydalanmak
ister. Dolayısıyla Doğuş Grubu'nda olan bir kişinin
kariyer sıkıntısı olmaz hiçbir zaman. Örneğin
bankada çalışır ilerlersiniz, gideceğiniz bir yer
kalmaz ise başka bir kola geçer ve işinize farklı
bir yön verebilirsiniz.
Körfez Bank'tan başka bir bölüme geçiş yapmak
aklınızda var mıydı?
İnanın yoktu. Ben biraz muhafazakar bir kişiliğe
sahibim. Hayatımda çok hızlı değişiklikler yapmayı
sevmem. Veya değişiklik yaparken çok düşünürüm.
Bankacılık kariyerim boyunca birçok yerden teklifler
aldım. Ama bunların hiçbirine itibar etmedim.
Bulunduğum yeri sevdim. Çalıştığım yerde kendimi bir
ailenin içindeyim gibi hissediyorum. Profesyonel
ihtiyaçlarımı sona bırakırım. Bu Körfez Bank'ta
böyle oldu. Ayrıca daha da önemlisi, iş hayatımı
bütünüyle etkileyen bir insanla beraber çalıştım.
Bizzat yanında çalıştırarak bana bildiklerini
aktaran bir insan var: Körfez Bank Genel Müdürü
Haluk Dayıgil. Kendisi elimden tutmuş ve ciddi bir
kariyer eğitimine tâbi tutmuştur beni. İşe bakış
açısını, bir işten nasıl para kazanılacağını, işin
ruhuna sahip olma anlayışını gösterdi bana. "İş
hayatında belli düsturlar var. Ama nerde olursan ol,
profesyonel anlamda, ya paranın üstünde olacaksın ya
da müşterinin üstünde olacaksın." derdi.
Bunlar zamanla birlikte benim için çok önemli mihenk
taşları haline gelmiştir. Okul hayatında Kabataş'ın
süzgecinden geçip gelmem, iş hayatında ise,
matematiksel düşünüşün temel oluşturduğu İ.T.Ü.'nün
bakış açısı ile hareket ettim.
Basit bir kural var; verecek bir şeyin yoksa alacak
bir şeyin olamaz. Dolayısıyla iş hayatında bu
analitik bakış açısıyla bakabilme yetisini bana
kazandırdı. Bunu çok faydasını gördüm. Çok iyi
bilgisayar kullanmanın ve yabancı dili iyi
konuşmanın çok faydasını gördüm.
Nitekim 1999 yılına geldiğimizde otomotiv koluna
dışarıdan danışmalık vermeye başladım. Yönetim
Kurulu toplantılarına davet edilmeye başladım. Ve
yılın sonunda tüm markaların bir çatı altında
toplandığı Otomotiv Grubu'na finans koordinatörü
olarak getirildim. Bugün CEO'luğunu Ferit Şahenk'in
yönettiği Grubun CFO'su konumundayım.
Bugün Doğuş Otomotiv, neredeyse 2 milyar dolar
cirosu olan bir grup ve iyi bir çalışma ortamı
içerisindeyiz. Burada bir iş bölümü var; her
markanın, her iş kolunun bir sorumlusu var. Ben
finansın başındayım.
Dolayısıyla bugün şirketimizi çok büyük finansal
temeller üzerine oturttuk. Krizlerden en az
etkilenecek hale getirdik. Sıkıntıları önceden
görebilme özelliğini kazandırdığımıza inanıyorum.
Türkiye gibi kırılgan ekonomisi olan bir ülkede,
siyasetten çok etkilenen bir pazarda öngörülerde
bulunmak zor değil mi?
İçinde bulunduğunuz ortama parametreleri ile
bakabiliyorsanız eğer, o parametrelerin hassasiyet
çizgilerini doğru tahmin edebiliyorsunuz. Bugün
Türkiye'de ne zaman otomobil satılır, ne zaman
satılmaz, segmentlere göre değişiklikler nelerdir,
üretici ve tüketicinin hassasiyetleri nelerdir,
Türkiye'de rekabet nereye gidiyor, üretici bazında
hangi finansal pozisyonda olmamız bizim için daha
avantajlı, bunun için taşıyacağımız riskler neler
gibi soruların cevaplarını yakından takip ediyor ve
değerlendiriyorsanız çok zor değil.
Fakat bizim kontrolümüzde olmayan veya bizden
bağımsız gelişen olaylar da bizi olumsuz etkiliyor.
Bunun yanında bizim kontrolümüzdeki her konuda çok
başarılıyız. Yeni gelen vergi uygulamalarına göre
stoklarımızı ayarlayabiliriz. Üretici firmalarla
ilişkilerimiz çok kuvvetli.
Bu noktalara gelmek bir birikim meselesi, farklı
nosyonlarda insanların bilgi birikimlerini aynı
kulvarda buluşturabilmek çok önemli.
Ülkemizde otomotiv sektörünün bugünkü durumunu
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'de 2000 yılında toplam 650 bin araç satıldı.
Takibinde bir kriz yaşandı. Ve biz yöneticiler
olarak okullarda öğrenemeyeceğimiz bilgilerin sahibi
olduk 2001-2002 kriz ve sonrası dönemlerde. 2003
yılında Irak Savaşı'nın sona ermesiyle, trend yukarı
döndü. 2003 yılı sonunda otomotiv pazarı % 120
büyüdü. 2004 yılında ise önceki yıllardan birikmiş
veya ertelenmiş talepler trendin yükselişini devam
ettirdi ve satışlar % 85 arttı. 2004'ün 2. yarısında
hurda indirimi kaldırıldı ÖTV getirildi ve
dolayısıyla talep geriledi. 2005 yılında talep
geride bıraktığımız seneye oranla % 10-15 geriden
seyrediyor.
Ama bundan sonra Türkiye'de istikrarlı bir dönem
olacak. Özellikle para piyasaları dengede olduğu,
makro ekonominin istikrarlı olduğu, makro-politik
sahanın düzgün işlediği, hükümet, kamu kuruluşları,
özel ve tüzel kişiler görevlerini olması gerektiği
gibi yaptıkları sürece bundan sonrası için kriz ve
gergin dönemler beklemiyoruz.
Bunların hepsinin bir arada olumlu
yürüyebileceğini düşünüyor musunuz?
Temkinli olmakla beraber, iyimseriz. 2006 yılında
pazar % 5 civarında büyüyecek. Biz de bu büyümeye
karşı hazırlıklarımızı yaptık. Bundan sonraki 5 yıl
boyunca % 5'lik büyüme sabit kalacak. Bu pazar er ya
da geç, senelik 1 milyon araç seviyesine ulaşacak.
Doğuş Grubu'nun otomotiv sektöründeki payı nedir?
Biz Doğuş Grubu olarak çok güçlü markaları temsil
ediyoruz. % 11'lik bir pazar payımız var. Biz 1993
yılında Volkswagen'i temsil etmeye başladığımızda,
bu markanın pazar payı sadece % 0,5 idi ve yollarda
4000 VW aracı vardı. Bu 12 senelik sürede 400.000
araç getirmişiz. Bu araçların yedek parça ve
aksesuarlarını getirmişiz ve hizmet sunmuşuz. Bir
milyona yakın bir müşteri potansiyelimiz var. Ve
bunun büyük bir bölümünü "bağlı" müşterilerimiz
oluşturuyor. Bu tamamıyla bir başarı hikayesi. Şu an
Türkiye'de 180'i geçen outlet'lerimiz var. Bu
anlamda en geniş bayi ağına sahibiz. Bunlar çok
önemli sayılar. Bayi teşkilatımız 150 milyon
dolardan fazla yatırım yapmış. Biz VW ile bugüne
kadar toplam 7 milyar dolarlık bir ticaret hacmine
ulaşmışız. Bulunduğumuz coğrafyadaki en istikrarlı
ve en kuvvetli ülkeyiz.
Şu an itibari ile tüm distribütörler arasında
finansal olarak en kuvvetliyiz. Bilindiği gibi 2004
yılında halka açıldık. Bu anlamda artık
yatırımcılara karşı sorumluluklarımız var.
Gerçekleştirdiğiniz projeyle Türkiye'de bir ilk
olan teminat mektubu sendikasyonu sağladınız. Proje
nasıl gelişti?
Biz, VW Grubu ve diğer üreticilerimizle yaptığımız
yüklemeleri teminat mektubu ile garanti altına
alıyoruz. Kriz yıllarında bankaların nakdi
birikimlerinin azalması, bizim yürüyen ticaretimizin
etkilenmesine yol açtı. Bu açıdan bakıldığında bizim
finans olarak bir çözüm üretmemiz gerekti. 2003
yılından sonra bu projeyi inşa ettik. Nakdi kredinin
sendikasyonu var, akreditif kredilerin sendikasyonu
var ama biz mektup teminatı ile çalışı-yoruz. Bunun
bir sendikasyonu olabilir diye düşündük. 16 farklı
bankadan aldığımız 50 teminat mektubunu yönetir hale
gelmiş durumdaydık. Her bir teminat birbirinin aynı
ama ayrı yürütülen işlemler serisi içerisinde
bulunmaktaydı. Biz bunların hepsini aynı yerde
toplamaya karar verdik. Ve teminat mektuplarının
sendikasyonunu planladık.
Bu yeni sistem bizim Almanlar ile çalışma
sistemimizi değiştireceği için, ilk önce Almanya'da
bir sunum yaptım. Toplantılar sonucunda Alman
ortaklarımızdan gerekli desteği aldık ve antlaştık.
Geliştirdiğimiz sistemi burada bir ihale yoluyla
Türkiye'de yabancı bankalara tanıttım. 2004 yılı
için 80 milyon Euro'luk bir sendikasyon çıkarmak
istediğimi belirttim. Bunu tek banka üzerinden
yapacaktık ve muhatap olduğumuz bu banka risklerini
satışa sunacaktı. Böylelikle hem zaman hem nakit hem
de insan gücünden tasarruf yapmış olacaktık. ABN
Ambro Bank ile antlaştık. 80 milyon Euro ile
başlayan sendikasyonu 140 milyon Euro ile kapattık.
10 banka ile çalıştık 2004 yılında, bunların bir
tanesi Türk, 9'u yabancıydı. Bu haziranda vadesi
doldu sendikasyonumuzun. Süre uzatımı için tekrar
düzeltmeler yapıldı.
Bu seferki ihaleye 34 banka geldi. 25 bankayı kabul
ettik. 24 tanesi yabancı, bir tanesi Türk
Halkbankası. Bu şunu gösteriyor; bu ürünü kabul
etmiş oldu uluslararası piyasalar. Bu bizim
açımızdan gurur verici bir şey tabii ki. Doğuş
Grubu'na olan güven katlanarak arttı. 140 milyon
Euro ile başladık 250 milyon Euro ile bitirdik.
Gelen talep 378 milyon Euro'ydu. Böylelikle Doğuş
Grubu'nun işletme sermayesi kuvvetlenmiş ve
Volkswagen'e olan ilgi artmış oldu.
Yönetim ilkeleriniz nelerdir? Beraber
çalıştığınız insanlardan ne beklersiniz?
Biz büyük bir ekibiz. Bu ekibi yönetirken riayet
ettiğim tek unsur; işi modüllere ayırmaktır. Her
modüle de rahatça, arkadaşça çalışabileceğim bir
kişiyi getiririm. Çalıştığım insanların analitik
yeteneklerinin yüksek olması gerekli. Finansman işi
yapıyorsak aynı dili konuşmamız gereklidir. Özelde
ve genelde, teorik ve pratikte ve parametrik olarak
konuşabilir olması lazım.
İşi modüllere ayırdığım için kolayca yetki devri de
yaparım. Uzmanlara işi devrederim, sonuçları
denetlerim. İşimde çok disiplinli olduğuma inanırım
ve personelime bunu aşılamaya çalışırım. İş zamanı
iş, eğlence zamanı eğlenceye önem veririm. Verimsiz
organizasyonlardan ve fazla mesaiden nefret ederim.
İnsanların fazla mesai için harcayacakları zamanı
kendilerini yetiştirmeleri için kullanmalarını
tavsiye ederim. Bu yüzden personel yönetimi
ilkelerine baktığımız zaman, rahat ve esnek
çalışılabilen bir insanım ben. Gidişatı iyi kontrol
edip sonuçlar üzerinden değerlendirmeler yapan bir
yönetici olduğum için, bir bünyedeki çalışmayan
dişlileri çok rahat görürüm. Ama hatalı bir
çalışanım olduğu zaman hemen onu bir başkasıyla
değiştirmem. Onu daha ileriye götürmek için
uğraşırım.
İsteklerim ve beklentilerimin herkese açık ve eşit
bir mesafede olduğuna inanıyorum. Bu yüzden herhangi
bir karar aldığımda hem benim hem karşımdakinin
vicdanı rahat olur. Personelin gelişmesine çok önem
veririm. İçsel gelişimlerine özen göstermelerini
isterim. Çünkü kendimize yaptığımız yatırımlar
huzurumuzu muhafaza etmemize yardımcı olur.
İçindekilere dönmek için tıklayın |