 |
|
|
|
Prof. Dr. Azmi
Hamzaoğlu, Türk Ortopedi dünyasının en önemli
isimlerinden biri. Yoğun çalışma temposu
nedeniyle kendisiyle görüşmek gerçekten çok zor
oldu. Haftanın 6 günü, günde 16 saat çalışan,
ayda 2 bin hasta gören ve yılda yaklaşık bin
ameliyata giren Azmi Hamzaoğlu ile
ameliyathanede görüştük. |
|
|
En
güzel yıllarımı Kabataş’ta geçirdim
Sinop Ayancık'ta 1956 yılında doğan Azmi Hamzaoğlu,
ilk ve ortaokulu Ayancık'ta okuduktan sonra 1970
yılında yatılı olarak Kabataş Erkek Lisesi'ne gelir.
Ortaokulu birincilikle bitiren Azmi Hamzaoğlu, 1973
yılında Kabataş'tan da birincilikle mezun olur.
Üniversite sınavından yüksek bir puan alan ve
İstanbul Teknik Üniversitesi'nin şu anda bilgisayar
mühendisliğine karşılık gelen bölümüne girmek
isteyen Azmi Hamzaoğlu'na babası engel olur.
Gerisini kendi ağzından dinliyoruz:
Babamla aramda ciddi bir sürtüşme oldu. Hiç
istemeyerek Tıp Fakültesi'ni seçtim. İlk iki sene
istemeyerek gittim. Nasıl olsa tekrar imtihana girer
kazanırım, beni buradan alırlar diye düşünüyordum.
Baktım ki sonuç öyle değil, babamın hiç öyle bir
hoşgörüsü yok. O zaman bu işi iyi yapmalıyım dedim
ve 3. sınıftan sonra ders çalışmaya başladım.
1973-1979 yılları arasında İstanbul Tıp
Fakültesi'nde okudum. 1979 yılında doktor oldum.
1979 yılı Nisan ayı sonunda Tıp Fakültesi'ni
bitirdim, Mayıs ayında İ.Ü.Tıp Fakültesi Ortopedi ve
Travmatoloji Kliniği'nde asistanlığa başladım.
1979-1983 yılları arasında İ.Ü.Tıp Fakültesi'nde
uzmanlık eğitimimi gördüm ve 1983 yılında Ortopedi
ve Travmatoloji uzmanı oldum. 1983-1985 yılları
arasında eş durumundan İstinye Devlet Hastanesi'nde
mecburi hizmetimi yaptım. İstinye Devlet
Hastanesi'nde ortopedi kliniği yoktu, burada
ortopedi kliniğini kurdum. 1985-1987 yılları
arasında 16 ay askerlik yaptım. Askerlik sonunda
tekrar İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve
Travmatoloji bölümünde akademik kariyerime geri
döndüm ve 1989 Ekim ayında doçent oldum. 1989 Aralık
ayında ABD'ye çalışmaya gittim. Orada iki yıl
Minnesota Omurga Cerrahisi Merkezi'nde çalıştım. Şu
anda da dünyanın en iyileri arasında sayılan bir
omurga cerrahisi merkezi idi. Türkiye'ye döndüm ve
1991 yılında ABD'ye kalıcı olarak dönmek istedim ama
eşim ve ailem istemediği için dönemedim.
1991 yılında Japonya'ya, University of Hokkaido'ya
çalışmaya gittim. Japonya'nın en iyi ortopedisti ile
çalıştım. 1996 yılında profesör oldum. 1992 - 2003
yılları arasında Florance Nightingale Hastanesi'nde
yarı zamanlı çalışmaya başladım. 2003 yılından beri
aynı hastanede tam zamanlı olarak çalışıyorum.
Burada hem ortopedi kliniğini, hem de Türkiye'deki
ilk omurga cerrahisi merkezini kurduk. 1979 - 2003
yılları arasında toplam 24 yıl üniversitede görev
yaptım. Zamanımın yetmediğine inandığım ve bilimsel
açıdan da yararlı olacağını düşündüğüm için artık
tek bir merkezde çalışmaya karar verdim. 2003
yılında hastanemizin üniversitesi olan Kadir Has
Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji
Kliniği'nin Rektörü olarak göreve başladım. Şu an
halen kürsü başkanıyım. Benimle beraber, 2 doçent, 1
ortopedi uzmanı, 1 beyin cerrahı, 3 asistan var.
Ekipte benim dışımda toplam 11 kişi çalışıyor.
Babanızın zorlamasıyla tıp fakültesine
başlamışsınız ama sonrasında bu kadar başarı gelmiş.
Tıp sizin için uygun bir seçim miydi, sonradan böyle
düşündünüz mü?
Çocukluğumda, gençliğimde aklımın ucundan geçmiyordu
benim tıp. Başlangıçta bu işe hiç ısınmamıştım. Ama
3.sınıfta madem bu işi yapacaksam, iyi yapmam lazım
dedim. Beraberinde sevgi geldi. Tıp Fakültesi'nin
son yıllarında anladım ki geriye dönüş yok. 21-22
yaşından sonra yeniden üniversiteye girmek, başka
bir bölüm seçmek kolay değildi. Okulda da çok iyi
beraberliklerimiz olmuştu.
Kabataş Erkek Lisesi'nden de arkadaşlarımız vardı.
Onlardan çok öğretim üyesi var şu anda.
Kardiyoloji'de çok büyük bir isim Prof. Kamil
Adalet, şu an Uludağ Üniversitesi Kardiyoloji
bölümünde Prof. Ali Rıza Kazazoğlu, Dr. Sermet İşcan
Ürolog, Taksim Hastanesi’nde Dr. Muzaffer Er ve
İstanbul Tıp Fakültesi K.B.B. Kliniği'nde Cerrahi
Klinik Şef Muavini Prof. Dr. Kemal Değer arkadaşımız
var. İyi bir grubumuz vardı. Şu an Haseki Hastanesi
Başhekimi ve Ortopedi Kliniği Şefi olan Op.Dr.
Haldun Ertürk vardı. Şu anda Samatya Hastanesi
Ortopedi Kliniği'nde olan Mahmut Karamehmetoğlu
vardı. Kadın doğumda büyük bir isim Prof. Cihat Şen
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde. Yaklaşık 10-15 kişilik
aynı dönem Kabataş'lı olup, aynı dönem tıp fakülteli
olan bir gruptuk.
Kabataş'taki yıllarınız nasıldı?
Kabataş Erkek Lisesi'ndeki yıllarım en güzel
yıllarımdı. Birinci sıradadır benim için. Kabataş
Erkek Lisesi'ndeki yıllar gençlikten erkekliğe
geçtiğimiz bir dönem. Sosyal hayattaki her şeyi
ağabeylerimizden öğreniyorduk. Türk gelenekleri
çerçevesinde çok iyi ilişkilerimiz vardı. Çoğunlukla
okuldaki yatılı öğrenciler Anadolu'dan olduğu için
bir çok şehrin kültürünü birlikte yaşıyordunuz. Hiç
bir çıkar ilişkisi olmadan, hiçbir menfaat ilişkisi
olmadan çok iyi dostluklar vardı. Şu anda dahi hiç
bir art niyet beslemeden herkes birbirinin yardımına
koşuyor. 24 saatinizi birlikte geçiriyorsunuz. Hafta
sonları da çok iyi bir sosyal hayatımız vardı. Okul
çok disiplinliydi, öğretmenler o dönem Türkiye'de
yetişmiş en iyi öğretmenlerdi. Her şeyi dolu dolu
yaşıyorduk. Bir de okulun yerini düşünün, bir çok
insanın hayatı boyunca öyle bir yerde yaşaması
imkansız. Sabah kalkıyorsunuz denizi görüyorsunuz,
akşam denizin kokusuyla uyuyorsunuz.
Kabataş Erkek Lisesi'ne gelme fikri nasıl oluştu?
Benim bulunduğum ilçede lise yoktu. Ya benim Sinop'a
yatılı veya ev tutarak gitmem gerekiyordu, ya da o
dönemde çevremizdeki ailelerin önerdiği Kabataş
Erkek Lisesi, Haydarpaşa Lisesi, kızlar için Çamlıca
Kız Lisesi veya İstanbul Kız Lisesi gibi sayılı
okullardan birine gidebilecektim. Şimdiki gibi
Robert Kolej, Alman Lisesi gibi okulları bilen ve
çocuklarını yollayan yoktu. O okullar genellikle
İstanbullular'ın tercih ettiği okullardı.
Hiç korkmadınız mı? Yabancı bir şehre, büyük bir
şehre yatılı olarak geliyorsunuz?
Çekinmemek mümkün değil. Tamamen Anadolu'daki dar ve
kapalı bir sosyal çevreden, Osmanlı kültürüyle
yetişmiş, hiyerarşik düzeni korunan bir aileden,
anne babanın gözetiminde olunmayan bir yere
geliyorsunuz. O, bence insanın kendi ayakları
üzerinde durması ve kendi kişiliğini bulması için
bizim hayatımızdaki en önemli dönem. Çünkü her şeyi
kendiniz yapmak zorundasınız, her şeyle kendi
kendinize mücadele etmek zorundasınız. Ailenin bir
tek sorumluluğu var. Sadece aileden aylık yeterli
miktarda para geldikten sonra bizden keyifli kimse
yoktu.
Güzel bir birliktelik olduğundan söz ettiniz.
Arkadaşlarınızla ilişkileriniz devam ediyor mu?
On yıl öncesine kadar çok sık görüşürdük. Türkiye
çok değişti, İstanbul değişti. İletişim, ulaşım
değişti. Herkesin uğraşısı anormal arttı. O
anormallik içinde de herkesin sorumlulukları arttı.
Evlilik, çocuklar... Senede birkaç defa da olsa
görüşmeye çalışıyorum. Giderek zorlaşıyor ama şimdi
herkes tarafından 50'li yaşlara gelindiği için
tekrar gündeme geldi bu buluşmalar. 35-50 yaşları
arasında, herkes kendi ekonomik bağımsızlığı için
uğraştı. Aile hayatı da dengeli bir hale geldikten
sonra yeniden başlandı görüşmelere.
Çok değerli hocalardan eğitim aldınız, size yön
verdiğini düşündüğünüz biri var mı içlerinde?
O dönemdeki en önemli hocalardan biri rahmetli Jet
Nail vardı. Matematik'te inanılmaz bir beyindi. Şadi
Bey vardı diğer bir matematik hocası. Kimya hocası
Hayrünnisa Besen vardı. Prof. Ali Uras'ın kız
kardeşi. Son derece kültürlü, son derece bilimsel,
iyi bir kimya hocası. Hem çok iyi kimya öğretir, hem
de hayatımızla, geleceğimizle ilgili çok önemli
konuşmalar yapardı. Biyoloji hocası Zeliha Hanım
vardı, iki elle resim yapardı. Selahattin Sel vardı.
Bizim o dönemki hocalarımız Türkiye'nin konularında
en iyi hocalarıydı, hepsi çok değerli hocalardı.
Sınıfta dikkatsiz davranmak, hocaların dikkatini
çekecek bir şey yapmak mümkün değildi. Çok iyi bir
müdürümüz vardı, Adnan Dinçer. Efsanevi bir okul
müdürü idi. Çok iyi bir fizik hocamız vardı, Vahit
Bey. Hepsini saygı ve sevgiyle hatırlıyorum.
Türkiye'de verilen tıp eğitimi yeterli mi sizce?
Daha iyisi için neler yapılabilir?
Tıp fakültelerinin sayılarının azaltılması lazım.
Her yerde tıp fakültesi açmak ve tıp fakültesi
öğrencisi yetiştirmek şu anda pratik değil. Hekim
dağılımının planının 10 yıllık çıkarılması lazım. Ve
öğrenci sayısının azaltılması, nitelikli hale
getirilmesi gerekli. Belli ana üniversitelerin
dışında söylüyorum, öğrenciler için gerekli zamanın
sağlanması lazım. Ben İstanbul Tıp Fakültesi'nde
okurken 175 öğrenciydik, şu an 400 civarında. Sayıyı
artırmakla kaliteyi artıramıyorsunuz. Kaliteye
yönelik çalışma yapmakla uğraşılmalı. Hekim, okuldan
sonra kendi gayretiyle kendini yetiştirmeye
çalışıyor. Ama okuldayken daha iyi yetiştirilse,
sonra bu kadar zaman harcaması gerekmez. Sistemin
kurulması gerekiyor.
Ortopediyi neden seçtiniz?
Tamamen bir çocukluk arkadaşımın rahatsızlığıyla
oldu. Arkadaşımda kemik iltihabı vardı. Ben 3.sınıf
öğrencisiyken İstanbul'a geldi tedavi için. Aynı
evde kalmaya başladık tedavi süresinde. Ve ben O'nu
ortopedi kliniğine götürdüm her gün pansuman için.
Gidip gelirken bu fena bir dal değil diye düşünmeye
başladım. 3., 4. sınıftayken orada gece nöbetlerinde
çalışmaya başladım. Daha sonra ortopediyi çok
sevdim, klinikteki insanların bana yaklaşımları
etkili oldu, ikili ilişkilerden sonra da ortopedi
ihtisası yapmaya karar verdim.
O döneme kadar hangi bölümleri düşünüyordunuz?
Kalp cerrahı olmaktı düşüncem. Ama hiç pişman
değilim. Verdiğim en doğru karardı. Şu anda gelecek
vaat eden, hekimlikte dünyada tercih edilen dalların
başında geliyor. Ve ABD'de ihtisas yapmak için en
zor olan dallardan biri. Çünkü mevcut sosyal hayat,
teknoloji ve teknolojinin getirdiği imkanlardan
yararlanarak yapılan sportif faaliyetler, motorlu
araçlardaki teknolojinin çok ilerlemesi her türlü iş
kazasını, trafik kazasını ön plana çıkarttı. Son 15
yıl içinde radyoloji ve anestezi ile birlikte çok
gelişen bir bilim dalı oldu. Dünyadaki en popüler
bilim dallarından biri.
Tıp alanını seçeceklere öneriyorsunuz o zaman?
Tabii ama çok zor bir dal. Ortopedi, kadın doğum,
çocuk, kalp cerrahisi gibi branşlarda normal bir
sosyal hayatınız, aile hayatınız olması mümkün
değil. Eşiniz ve çocuklarınız, diğer branşlardaki
insanların aile hayatına göre çok daha fazla
özveride bulunuyor. Çok önemli ve iyi bir branş.
Tekrar seçseydim yine aynı branşı seçerdim.
Çok yoğun olduğunuzu biliyoruz, günde kaç saat
çalışıyorsunuz?
Haftada 6 gün çalışıyorum, cumartesi dahil. Haftada
4 gün ameliyat, cuma ve cumartesi hasta muayenesi
yapıyorum. Acil ameliyatları cuma, cumartesi, gece
ve gündüz her saatte alıyoruz. Haftada ortalama
15-20 ameliyat yapıyorum. Haftada 300 - 400 hasta
görüyorum. Yani ayda 1.500 - 2.000 arası hasta
görüyorum. Yıllık 1.000'e yakın ameliyat yapıyoruz.
Senede 6 haftam yurtiçi, yurtdışı toplantılarda
geçiyor. Günlük çalışma saatim her gün 7:00'de
toplantıyla başlıyor, gece ortalama 11:00'e kadar
sürüyor. Şu anda hastanenin bahçesine Türkiye'nin
ilk Ortopedi ve Travmatoloji Hastanesi'nin Omurga
Cerrahisi Merkezi'ni bina olarak yapacağız. Ve bu
Türkiye'de ilk olacak. Hem yurtiçi hem yurtdışından
bize eğitim için gelen çok insan var. Bence en
önemli şey insanın bilgi birikimini ve tecrübesini
geriden gelen insanlarla paylaşması ve ülkesini
yurtdışında iyi bir şekilde temsil etmesidir.
Yurtdışında yıllarca çalıştınız, kıyaslarsanız
Türkiye'nin dünya tıbbındaki yeri nedir?
Yurtdışı özellikle ABD, yıllar önce sistemlerini
kurmuş ve branşlarını belli bir arşiv sisteminde
oturtmuş. Çok ciddi bir bilgi birikimi var. Siz o
25-30 yıllık bilgi birikimini 1 sene içinde
alıyorsunuz, sıfırdan başlamıyorsunuz. Ondan sonra
onun üzerine yeni bilgiler ekliyorsunuz. Türkiye
bunu 10 - 15 yıldır yapmaya başladı. Aramızdaki en
büyük fark buydu. Ama şu an Türkiye tıpta ve bir çok
branşta dünyada söz sahibi olmaya başladı. Bence bu
çok önemli bir gelişme.
Türkiye'deki tıp gelişimini nasıl görüyorsunuz?
Ne kadar yakınız onlara, ne kadar uzağız?
Hem çok uzak, hem çok yakın. Klinik uygulama
bakımından, yani hasta muayenesi, hasta tedavisi,
cerrahi tedavi ve uygulama teknikleri yönünden çok
yakın, hatta bazı konularda ilerideyiz. Ama temel
laboratuar araştırmaları yönünden çok geride. Daha
yeni yeni temel araştırmalara ve laboratuarlara para
yatırılmaya başlandı.
Birçok yeni özel hastanenin açıldığını görüyoruz,
mevcut sistemdeki sorunlar mı yol açıyor buna?
İnsanlar özel hastaneleri neden tercih ediyor?
Artık Türkiye'deki sağlık sistemi değişmeye başladı.
Dünyadaki sisteme entegrasyon, yeni hükümetin
yaptığı en doğru işlerin başında geliyor bence.
Türkiye'de 5 ayrı hastane tipi vardı. Özel, Devlet,
SSK, Üniversite ve Askeri hastanelerdi.
Üniversiteler bir ülkenin beyni ve temeli,
üniversite hastaneleri en fazla yatırım yapılması
gereken, temel araştırmalar ve eğitim-öğretim için
olan yerlerdir. Üniversite hastanelerinin asıl amacı
hasta muayenesi, hasta tedavisi değil. Dünyada da bu
böyle.
Hastaya hizmet yönünden Türkiye'de SSK ve Devlet
hastanesi olmak üzere ciddi bir bölünmüşlük vardı.
Yeni hükümetin çalışmalarıyla beraber genel sağlık
politikası sistemi içinde toplanıp, her hastanın
devlet hastanelerinden yararlanmasının yanı sıra
özel hastanelerden de yararlanması sağlanmış oluyor.
Özel hastanelerin öne geçmesinin nedeni; artık
insanlar için zamanın paradan daha önemli hale
gelmesi. Burada hastaların devlet hastanesinden
uzaklaştırılmasının iki ana nedeni var. Birinci
neden, bu hastanelerde birikmelerin çok olması ve
bürokratik engellerin çok olması.
İkinci neden, belli konularda çok özel dallarda
çalışan hastanelerin kurulmuş olması. Bunlar
üniversitelerden ayrılan çok değerli insanların
kurmuş olduğu hastaneler. Zaman paradan daha önemli
şu an. Herkes hizmeti en iyi, en kısa sürede veren
yeri tercih etmeye başladı. Hizmete yönelik
olaylarda özel hastaneler hastaya daha profesyonel
davrandığı için özel hastaneler öne çıktı.
İçindekilere dönmek için tıklayın |