 |
|
|
Zaman içinde, bilimsel ve
teknolojik
gelişme hızı katlanarak artmış;
yirminci yüzyılın ikinci yarısından
sonra, matematik terimiyle, zamanın üstel
bir değişkeni
biçiminde gelişme hızı kazanmıştır. |
|
|
|
İnsanlık Tarihinde Bilimsel ve
Teknolojik Gelişme
Özcan Köknel - Yorum
İnsanlık tarihi içinde bilimin ve bilimin uygulama alanı
olan teknolojinin gelişmesi, önce insanların
düşüncesini, daha sonra felsefeyi, bilim dallarını
etkilemiş, bu etki tıp, ruh ve sinir hastalıkları
alanına da yansımıştır. Zaman içinde, bilimsel ve
teknolojik gelişme hızı katlanarak artmış; yirminci
yüzyılın ikinci yarısından sonra, matematik terimiyle,
zamanın üstel bir değişkeni biçiminde gelişme hızı
kazanmıştır. Bilim alanında görülen bu hızlı değişme ve
gelişme bilim dallarının ayrılmasına, bölünmesine yol
açmış, bilgi birikiminde karşılaşılan yetersizliği
giderebilmek için bilgi depolama kaynaklarına kolayca
ulaşmayı sağlayan iletişim olanakları bilim ve teknoloji
alanında önemli yer almıştır. İlk insanlar güneşin, ayın
doğup batışı; ayın büyüyüp küçülmesi; günün aydınlığı,
gecenin karanlığı; yazın sıcağı, kışın soğuğu;
gökyüzündeki yıldızlar; rüzgarın, fırtınanın, kasırganın
sesi; gök gürültüsü; şimşeğin, yıldırımın yarattığı bir
anlık ışık; yağmurun, karın yağması, suyun, selin
akması; kuraklık gibi doğa olaylarının etkisi altında
kalmışlardır. Bu etki, insana doğa karşısında güçsüz
olduğunu düşündürmüş, bu düşünce insanda, ölüm, başka
bir deyişle yok olmak korkusuna neden olmuştur. İnsanlar
bu korkulardan kurtulmak amacıyla bir yandan doğayla
savaşım içine girmişler; öte yandan doğal güçlere inanıp
sığınmak gereğini duymuşlardır. Böylece, sonlu bir
varlık olan insan, sonsuz bir varlık olan doğaya, evrene
bağlanmış; kendi sınırlarını aşarak sonsuz varlığın
sırlarını çözmek, onu tanımak, ona yönelmek onunla
birleşip bütünleşmek çabasına girmiştir. Bu çaba bir
yandan din kavramının öte yandan bilimsel düşüncenin
doğup gelişmesine yol açmıştır. Tarihi gelişme içinde
bilim ve teknolojinin gelişmesine katkıda bulunan
kültürlerin, uygarlıkların, ülkelerin, genellikle,
nehir, su kenarında bulunduğu gözlenmiştir. Örnek olarak
Dicle ve Fırat nehirleri ile kollarının suladığı
Mezopotamya’da, Asur, Babil, Sümer; Nil nehrinin
suladığı Mısır, Sarıırmak nehrinin suladığı Çin; İndus
nehrinin suladığı Hindistan; bilimsel düşüncenin doğup
geliştiği, teknolojiye yansıdığı ilk ve önemli
uygarlıklar olup, çağdaş bilimin ve teknolojinin
temelini oluşturmuştur. Bu bölgelerde yaşayan insanların
suları daha yararlı kullanmak amacıyla yaptıkları
tasarımlar ve uygulamalar bilimsel düşüncenin ve
teknolojinin başlangıcı olmuştur. Günümüzden yaklaşık 4
bin yıl kadar önce, Mezopotamya’da Sümerler, ilk defa
yazıyı; sayısal sistemi, takvimi kullanmışlar; aritmetik
ve cebir bilimlerinin temelini atmışlar, teknolojik
gelişmenin başlangıcı olarak kabul edilen tekerleği
bulmuşlardır. Ayrıca, aritmetik ve cebir bilimleri
yardımıyla gök bilim (astronomi) ve tıbba önemli
katkılar yapmışlardır. Çin’de doğa ve doğa üstü
olaylarla ilgilenen insanlar, yıldızlara ilişkin bilgi
toplamışlar; takvim kullanmışlar; yer bilim ve simya
(kimya) alanında çalışmalar yapmışlar; tıp alanında
bugün bile etkisi süren bilgiler ve uygulamalar
katmışlardır. Hindistan’da ay ve güneş hareketleri
izlenmiş; matematik, cebir, geometri alanlarında
çalışmalar olmuştur. Eski Çin, Hint, Mezopotamya
uygarlıklarında ortaya çıkan bilimsel ve teknolojik
gelişmelerle ilgili sınırlı bilgilerin yanında, eski
Mısır uygarlığına ilişkin daha çok bilgi ve kalıntı
vardır. Eski Mısır’da insanlar bir yandan doğa üstü
güçlerle ilgili din ve tanrı kavramlarını geliştirirken;
öte yandan, din ve tanrı kavramlarının gelişmesinde önem
taşıyan güneş, ay ve yıldızlara ilişkin olayları
incelemişler, gökbiliminin doğmasına gelişmesine katkıda
bulunmuşlardır. Bu katkı bir yandan gökbilim, öte yandan
matematik, cebir ve geometrinin gelişmesine yol açmış;
doğa koşullarına ve su kaynaklarına bağlı sulama sistemi
nedeniyle, bilimsel gelişme günlük yaşama ve çağın
teknolojisine yansımış, tıp alanında önemli aşamalar
olmuştur. Nehir kıyılarında kurulan uygarlıkların,
özellikle eski Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarının,
bilim ve teknoloji alanında sağladığı gelişmeler eski
Yunan ve Roma düşünürlerini etkilemiş, onların düşünce
sistemi ve felsefe öğretileri İslam uygarlığına geçmiş;
Ortaçağ’dan sonra Avrupa’da İtalya, Almanya, Fransa; son
50 yıl içinde de, başta ABD, Japonya, Rusya olmak üzere
Almanya, Fransa, İsviçre, İtalya, İngiltere gibi Avrupa
ülkelerinde bilim ve teknoloji alanında büyük gelişmeler
olmuştur
İçindekilere dönmek için tıklayın |