 |
|
|
1935 – 1938 tarihlerinde
Kabataş Erkek Lisesi’nde okumuş olan,
avukat Ahmet Nesimi Ergenç, o dönemin
Kabataş’ını ve en
unutulmaz anılarını Kabataş dergisi okurlarıyla
paylaştı. |
|
|
|
Kabataş'ta Askerlik Günleri
Ahmet Nesimi Ergenç - Röportaj
Kabataş Erkek Lisesi; Nesimi Ergenç’in Kıbrıs’ta
başlayan ve kendisini İstanbul’da başarılı bir avukat
olma noktasına kadar getiren hayat macerasının en önemli
kilometre taşlarından. Ergenç’in anlattıkları 1930’lu
yılların Türkiyesi hakkında da, bugün hatırlanması
gereken gerçekleri de gösteriyor.
Kabataş’a girmeniz nasıl oldu?
İzmir Lisesi’nde bir kimya hocam vardı Halil Bey diye.
Birinci sınıfta kurşun odalar suretiyle asit sülfürik
üretilmesi diye bir bahis vardı. "Kalk çocuğum" diyerek
anlatmak için kaldırdı beni. Şema çizmemi istedi. Kazanı
çizmemi, içine hangi kimyevi maddelerin konulacağını,
bunların birbirine nasıl tesir ettiklerini yazmamı
istedi. Ben ıkına sıkına işi bitirdim. Bana, "Sen bu
okuldan gideceksen seni geçireceğim, ama kalacaksan
sınıfta bırakacağım" dedi. Ben de "Siz bilirsiniz,
giderim ben de" dedim. Gerçekten de İzmir’den kalktım
İstanbul’a geldim. Ben esas olarak Kıbrıslıyım. Burada
hiç kimsem yok. İzmir’de teyzemin yanında kalıyordum.
Burada da annemin bir çocukluk arkadaşının yanında
kaldım. Kadının evi Cağaloğlu’ndaydı. Kabataş Erkek
Lisesi de Ortaköy’de. Kabataş’ta okurken, evden okula
iki buçuk saatlik yürüyüşle giderdim. Kabataş’a kayıt
için geldiğimde velimi sordular. Tanıdığım kimse yoktu
İstanbul’da. Biyoloji hocası Hadi Öget, beni yanına
çağırdı. Kim olduğumu, nereli olduğumu sordu. Kıbrıslı
olduğumu söyledim. O da bir dönem orada öğretmenlik
yapmış. Elimden tuttu, velim oldu. Daha sonra burada ne
yiyip ne içtiğimi sordu. Hiç kimsenin bakmadığını,
birisinin yanında kaldığımı ama onların da gücü
olmadığını söyledim. Bunları duyunca, "Yarın gel bana,
seni Halk Partisi’ne götüreceğim. Halk Partisi seni
okutur" dedi. Ertesi gün gittim. Beni parti başkanının
yanına götürdü. Başkan, öğrencilere yemek vermek gibi
bir durumlarının olmadığını, ancak kitap istediğimiz
taktirde verebileceğini söyledi. Bize bir mektup verdi,
bu mektupla beraber Lokantacılar Cemiyeti’ne gitmemizi
söyledi. Hadi Bey ile beraber partiden çıktık,
Lokantacılar Cemiyetine gittik. Cemiyetin başkanı, "Bu
memleketten, bu gavurlar bir sürü para kazanıyor. Sizi
bir İtalyan restoranına göndereceğim. O size yemek
verecek" dedi. Elime yine bir mektup verdiler,
Tepebaşı’nda bir İtalyan restoranına gittim. Orada
karnımı doyurmaya başladım. Kabataş’a devam ettiğim
sürece yemeklerimi hep orada yedim.
Harcamalarınızı nasıl karşılıyordunuz?
Hatimi Senih diye bir felsefe hocamız vardı. Alim adam.
Kitap falan kullanmazdı. Zaten bir çok dersin kitabı
yoktu. Bu da Türkiye için oldukça ilginç bir dönemdi.
Saçları uzundu. Tam bir filozoftu. Sürekli olarak not
ettirirdi anlattıklarını. Sonra derse kaldırır, "Şimdiye
kadar anlattıklarımı anlatın" derdi. Sabahları
Cağaloğlu’ndan yürüyerek geldiğim için, bir sabah 15
dakika geç girdim sınıfa. Ders de felsefeydi. Hatimi
Hoca, "Ooo beyefendi, nereden teşrif" falan dedi. "Cağaloğlu’ndan
geliyorum" dedim. "Tramvay geç mi kalktı?" dedi. Ben de
yaya geldiğimi söyledim. "Koy bakalım, kitaplarını
masanın üzerine, geç tahtaya" dedi. O güne kadar
anlattığı tüm dersi tekrarlamamı istedi. Biz de hep not
aldığımız için her şey aklımdaydı zaten. Başladım
anlatmaya. Adam gülmeye başladı. Benim kim olduğumu
sordu. Ben de anlattım. Daha sonra oturmamı istedi.
Hatimi Hoca gidip beni öğretmenlere sormuş. Yürüyerek
geldiğim için derslere geç kaldığımı, aralarında para
toplayarak benim öğrenim masraflarımı karşılamaları
gerektiğini söylemiş. Hadi Hoca, bunun yerine bana bir
iş bulmaları gerektiğini belirtmiş. Buldular da.
Beşiktaş’ta bir ilköğretim okulundaki dördüncü ve
beşinci sınıf öğrencilerini sınavlara hazırlayacaktım.
Bu sayede de harçlığımı çıkaracaktım.
O dönemdeki eğitim sistemi nasıldı?
O zamanki eğitimle bugünkünü karşılaştırırsak, çok büyük
farklılıklar olduğunu görürüz. O zaman bizleri adam
etmeye çalışıyorlardı. Yani genç Türkiye Cumhuriyeti
yeni bir nesil ortaya çıkarsın, hayat görüşü olan,
Avrupa devletlerinin vatandaşlarıyla karşı karşıya
geldiğinde rahatlıkla konuşup tartışabilecek nesiller
yetiştirilsin isteniyordu. O dönemde belli başlı dört
lise vardı: Pertevniyal, Vefa, İstanbul Erkek Lisesi ve
Kabataş Erkek Lisesi. Bunların arasında Kabataş
birinciydi, Pertevniyal ikinci, Vefa üçüncüydü. Bunların
arasında yarış yoktu aslında. Ama bu okullardaki
öğrencilerle yaptığımız konuşmalarda farkımız ortaya
çıkıyordu.
O dönemin Kabataşıyla ilgili en çok aklınızda kalan
şey ne?
Kabataş’ta ve diğer erkek okullarında, okul sona ermeden
önce öğrencilere askerlik dersi verirlerdi. Okul kapanır
kapanmaz sınıflardaki sıralar kalkar, oralara yer
yatakları konur, herkese asker elbisesi ve tüfek
verilirdi. Ortaköy deresinin orada piyade talimi
yapardık. Başımızda bir yüzbaşı bulunurdu. Atış talimi
yaptırırlardı. Mekanizmaları gözümüz kapalı söküp
takmayı öğrenirdik. O dönemde herhalde devletin harbe
girme ihtimali vardı ki, bizlere bu eğitimler
veriliyordu. Karavanadan yemek yerdik, haftada bir gün
eve gitmeye izin veriyorlardı. Çok güzel günlerdi o
zamanlar. Bugün yapsalar aynı şeyleri, bu çocuklar bu
vervelelikten kurtulurlar. Kabataş’ta o yazları askerlik
yaptığımız dönemlerde denize girmek yasaktı. Ama biz bir
gün beş arkadaş denize girdik. Tabi; çıkar çıkmaz,
nöbetçi subay çekti kenara. Hafta başı evlere gitmemenin
yanında bir de katıksız hapis cezası verdi. Mutfağa da
talimat verildi, bunlara yemek verilmeyecek diye. Bir
yandan askerlik yapıyoruz, öteki taraftan da aç
bırakılıyoruz. Böyle şey kabul edilir değildi. Gittim
aşçıya "bana yemek ver" dedim. "Tamam. Ama önce ben sana
bir matematik sorusu soracağım" dedi. "Bir kümeste iki
ve dört ayaklı hayvanlar var" dedi ve devam etti, "İki
ayaklılar, dört ayaklıların dört misli fazla". "Eee
devam et" dedim. "Eee’sini sen bul" dedi. Adam cahil
soru sormayı bilmiyor. "Tamam" dedim. "Onlar olduğu
yerde kalır". Yemek vermesini söyledim. Kaç kişi
olduğumuzu sordu. 16 kişilik karavananın tamamını bize
verdi. Ertesi gün yüzbaşı, ceza verdiği adamların bir
adım öne çıkmasını söyledi. Biz çıktık. Geceyi nasıl
geçirdiğimizi sordu. Kitap okuduğumuzu, sohbet
ettiğimizi söyledik. "Dahası yok mu?" diye sordu. Biz de
ceza verip vermeyeceğini sorduk. "Verdik cezayı, bize
bir karavana kuru fasulyeye mal oldu" dedi. Yaptığımızın
ayıp olduğunu, hem yanlış bir hareket yaptığımızı hem de
bunun üzerine verilen cezayı umursamadığımızı söyledi.
Hocalarınıza lakap takar mıydınız?
Bir Fransızca öğretmenimiz vardı. Bize hep sözcük
ezberletirdi. Cümle nasıl kurulur, zamanlar, fiil
çekimleri... Hiç birini öğretmezdi. Boylu, esmer
birisiydi, hiç gülmeyen birisiydi. Kaf Selahattin diye
isim takmıştık. Hem hukukçu, hem matematikçi bir hocamız
vardı Kemal Bey. Ona da Salla Kemal ismini takmıştık.
Bir problem çözerken takıldığında, başını sallardı.
Bizim dersimizin boş olduğu bir gün yanımızdaki sınıfta
da Salla Kemal’in dersi vardı. Bizim hergelelerden bir
tanesi, sınıfın kapısındaki cama ağzını dayayıp,
"Salla!" diye bağırdı. Adam elindeki tebeşiri atıp,
müdür odasına gitti. "Bu sınıfta , bu işi yapan ceza
almazsa, artık bu okulda ders vermeyeceğim" dedi. Müdür
sınıfa geldi, "Çocuklar, ahlak notunuzu kıracaklar. Bu
yüzden ileride yatılı okullara giremezsiniz. Bu yüzden
onun kim olduğunu söyleyin. Ben yardımcı olacağım,
hocanızın elini öptüreceğim. İşi tatlıya bağlayacağım"
dedi ve sınıftan çıktı gitti. Hiçbirimiz bu işi kimin
yaptığını bilmiyordu. Nazım diye bir çocuk çıktı, "Yahu"
dedi. "Yaptıysak yaptık. Ben yaptım. Ne olmuş yani
sallayana salla dediysek. Benim bu okulda dört senelik
emeğim var. Bu kadarını da söyleyemeyecek miyiz" dedi.
Okulun yapısı, öğrenciler arasındaki ilişkiler
nasıldı?
Kabataş’ın özelliği: Öğretmesi. Hoca illaki öğretir. Bir
de öğrenciler arasında olağanüstü bir dayanışma vardı.
Bir sene sınıfta kalmak, bizim için tahsil hayatının
sona erişi anlamına geliyordu. Çok güçlü bir ortak
bilinç ile hareket ediyorduk. Aramızda bir yarış yoktu.
Bugünden düne bakınca görülüyor ki, Kabataş vatana
yararlı bir çok insan yetiştirmiş.
İçindekilere dönmek için tıklayın |