 |
|
|
Kabataş Erkek Lisesi’nde
okumak kolay değildir. Hele okulu bitirip mezun
olmak hiç kolay değildir. Bir yandan derslerin
ağırlığı, bir yandan sıkı disiplin, bir yandan
da hocaların zorlaması. Her Kabataşlı gibi
İlhami Eksin de bunları yaşadı. Ama bugünkü
başarısının temelinde Kabataş Erkek Lisesi’nde
aldığı eğitimin yattığını altını çizerek
vurguluyor. Eksin’e göre, “Kabataş’ta okumak,
kardelen çiçeği olmaya benziyor. Ya delip yukarı
çıkarsınız ya da toprağın altında kalırsınız.”
Şunu çok rahat söyleyebilirim, Kabataş
mezunlarının yüzde 95’i Türkiye standartlarının
üzerindedir. Hatta üniversite okumamışlarsa bile
fark etmez. Liseden sonra, üniversite, askerlik,
iş hayatı, bunların hepsi bana çok kolay geldi.
Nedir Kabataşlı olmak? Kalabalıkta öne çıkmayan,
görev adamı olan, genellikle işin hamallığından
şikayetçi olmayan insanlardır. Bunu
destekleyecek 20 örneğim vardır. Ben geri
kafalı, çağ dışı bir Kabataşlı görmedim. Bu
olmadığı anlamına gelmez. Bütün bunları övgü
olsun diye söylemiyorum. Aksini gören varsa da
"Gördüm" der. |
|
|
|
Kabataş'tan sonra hayat çok kolay
İlhami Eksin - Röportaj
Kariyeri başarılarla dolu bir insan İlhami Eksin. Lisede
atletizme başladı. Kurduğu yıldız atletizm takımını
birinciliklere taşıdı. Halen Boğaziçi Üniversitesi’nde
atletizm takımlarını çalıştırmaya devam ediyor. Boğaziçi
Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’nin Ekonomi
bölümünden mezun olduktan sonra, iş hayatına Çukurova
Yedek Parça’da başladı. Askerden sonra, İktisat
Bankası’nın sınavına giren bin kişi içerisinden seçilen
10 kişi arasına girerek bankacılık kariyerini başlattı.
Sonrasında o güne kadar hep kurulu yapıların içinde yer
alan İlhami Eksin, kendini Toyota projesinin içinde
buldu. Toyota’da çalıştığı beş yılda sistemin
kurulmasında etkin rol oynadı. Daha sonraları yeni iş
arayışlarına yöneldi. O dönemde yeni fabrika kuracak
olan Hyundai firmasına pazarlama müdürü olarak geçti.
Burada da üç yıl çalışarak otomotivin bütün
fonksiyonlarını bilir hale geldi: Finans, satış,
pazarlama... Daha sonra Doğuş Grubu’na geçen İlhami
Eksin 5 yıllık Doğuş serüveninde tamamen iç kaynaklarla,
danışmanlık hizmeti almadan normal bütçelerinin çok
altında bir müşteri ilişkileri yönetimi ve çağrı merkezi
kurdu. Ardından, otomotiv grubunun mevcut bilgi işlem
bölümlerinin yeniden yapılandırılması ile
görevlendirildi. Sonuçta onu da optimize eden bir yapı
içinde çözdü. Bu noktadan sonra satış sonrası hizmetler
birimi de ona bağlandı. Halen Doğuş Otomotiv Holding
Müşteri İlişkileri ve Operasyonlar Koordinatörü olarak
görevini sürdüren İlhami Eksin ile gençlik yıllarını,
lise hayatını, kariyer gelişimini ve yöneticilik
anlayışını konuştuk.
İlhami Eksin nasıl bir gençti lise çağlarında?
Ben yetiştiriliş tarzı itibarıyla, sorgulayıcı bir
yapıyla büyüdüm. Buna okuduğum okul da olanak
sağlıyordu. Kabataş’ın baskıcı bir okul olduğunu
söylerlerdi. Ben buna katılmıyorum. Eğer bu gerçek
olsaydı, bir çok kişi o analitik sınavlardan geçip de
üniversiteyi kazanamazdı. Benim dönemimde herkes
üniversiteyi kazandı. İki kişi kazanamadı, onlar da
okulun en başarılı çocuklarıydı. Onlar çalışmaktan
sürmenaj geçirdiler. Özetle söylersem ben gençlik
yıllarımı, araştırmacı, her bilgiyi doğrudan kabul
etmeyen, sistemi sorgulayan bir yapı içerisinde
geçirdim. Hala da bu özelliğimi sürdürürüm.
Bu, o dönemin sosyal yapısından mı, yoksa daha çok
aileden kaynaklanan bir şey miydi?
Aslında benim dönemimin bir gereği olduğunu düşünüyorum.
Şimdi benim orta okulda okuyan bir oğlum var. Yine aynı
şekilde bir yeğenim var. Onları gözlüyorum. Gençlerin
ülkeleriyle ilgili hiçbir şeyden haberleri yok. Benim
dönemimde daha orta okulda durmadan sorgulardık: Ülkemiz
nereye gidecek diye. Biz de çok sorduk belki. Bir
dengesini bulamadık. Görüyorum ki, şimdiki gençler daha
dengeliler. Geleceğe umutla bakıyorum bu anlamda.
Sorgulamadan çok, önlerine geleni alıyor gibi değil
mi gençler?
Sistemi sorgularsak, içeri girersek, ölürsek, kalırsak
diye bir korku içindeler. Artık bilgi çok hızlı akıyor.
Böyle olunca insanlar, muammalar, dogmalar birkaç saniye
içerisinde çöküyor.
Bu sağlıklı bir bilgi akışı mı?
Tabii ki, sorgulayan bir beyin olabilmek son derece
önemli. Sistemin, insanın bu yanını çok az etkilediğini
düşünüyorum. Sistem çok etkileseydi, bir çok diktatörlük
devam ediyor olurdu. Ne yaşanırsa yaşansın, Türkiye gibi
heterojen bir yapıda, sorgulamayan ve kabul eden bir
toplum görmüyorum. İnsanların sağduyusuna güvenmek
gerekiyor. Son bir kaç genel seçime bakın. Hepsinde
halkın çok net mesajlar verdiğini görürsünüz.
Nasıl bir öğrencilik geçirdiniz Kabataş’ta?
Çok zor bir öğrencilik geçirdim. 1974’te girdim, 1978’de
mezun oldum. Hayatımın en zor dönemiydi. Rahat bir
öğrenci değildim, hırslarım vardı. Ailem pazarcıydı.
Cumartesi, Pazar, Çarşamba ve Cuma günleri, okulun açık
olduğu zamanlar okula gitmeden önce tezgah açıyordum
sonra okula gidiyordum, akşam da tezgah kapatıyordum.
Hafta sonları da sabahtan akşama kadar Topkapı’da
ayakkabı satıyordum. Bu enerji tüketiminden dolayı okul
bana zor gelmiş olabilir. Okul, bireyi yok sayan, tipik
askeri mantıkta bir yapıdaydı. Ve ben orada birey olmaya
çalışıyordum. Baskı her zaman bir birliktelik de
getiriyor. Kabataş Erkek Lisesi’nde belki mezunlar
birbirlerine çok tutkun değiller ama okuldayken
paylaştığımız baskı bizleri birbirimize çok
yaklaştırırdı. Her dersimizde dolu bir hocanın olması,
çok zorlayan soruların olması benim bugün gurur duyduğum
şeylerdir. O dönemde aldığım biyoloji bilgileriyle,
bugün doktor arkadaşlarımı şaşırtacak derecede sohbetler
edebiliyorum. Bu zor koşullarda, bizim gibi ayıklananlar
güçlü olarak kalabiliyordu belki. Bir süre ara vermek
zorunda kaldınız Kabataş’a... Bir dönem tarih ve
coğrafyadan sınıfta kaldım. Aynı dönemde de bir trafik
kazası geçirdim. Bunlar üst üste geldi, pazarda da iyi
bir satış elemanıydım. Okula gitmeyeceğim dedim ve
bıraktım okulu. Sonra ağabeyimin baskısıyla döndüm
okula. Çok da memnunum. Lisede bana atılan her tohumun,
örneğin edebi alanda, düzgün konuşmada geri döndüğünü
gördüm. Şunu çok rahat söyleyebilirim, Kabataş
mezunlarının yüzde 95’i Türkiye standartlarının
üzerindedir. Hatta üniversite okumamışlarsa bile fark
etmez. Liseden sonra, üniversite, askerlik, iş hayatı,
bunların hepsi bana çok kolay geldi. Mazeret sunmamaya o
kadar alıştık ki okulda, sonrasındaki yaşamımızda zorluk
çekmedik. Ben sınıfta kaldım ama hiçbir zaman kabahati
okula bulmadım. Benim özel sorunlarım vardı. Okulu
suçlamıyorum çünkü, oradaki sınavların, hayattaki
sınavlarla aynı olduğunu biliyorum. Orada geçen, hayat
sınavında da geçiyor. Okulun amacı da bu.
Hayata hazırlanma anlamında Kabataş’ın size büyük
etkisi olmuş. Sizi yönlendiren, etkisini hissettiğiniz
bir hocanız var mı?
Biyoloji dersine giren Tevfik Hocam bana, insan ve
hayvan sistematiğini öğretti. Bir ayağı sakattı. "Aksak
Timur" derdik. Gerçek anlamda biyolojiyi ondan öğrendim.
Tahtaya kalkar, iki eliyle her türlü hayvanın sindirim
ve dolaşım sistemini çizer ve bizden de bunu yapmamızı
isterdi. Diğeri de Oktay Tuncer. Bahsettiğim o kimseye
kimlik vermeyen okulda, herkese o ışığı vermiş bir
hocamızdı. O ışığı alan öğrencilerden biri de benim.
Öğrenciye bir değer olduğunu ifade eden birisiydi. Oktay
Hoca sayesinde, hayatım boyunca kimi hangi dalda
eğitirsem eğiteyim, insanların özel yanlarını ortaya
çıkarmaya gayret ettim. Bu bahsettiğim iki hocamın
hayatıma olan katkıları son derece önemli. Tabi daha
farklıları da vardı. Ne yazsan 1 aldığın hocalar vardı.
Onlar da sağ olsunlar hayata bizi çelik gibi
hazırladılar. Seniha Hoca’nın girdiği tarihten ben ne
yazsam 1 alırdım. Kabataş’ta okumak kardelen çiçeği
olmaya benziyor: Ya delip yukarı çıkarsınız ya da
toprağın altında kalırsınız. Tabi bunların dışında
sizlere olumsuz davranan hocalarınızdan da bir şeyler
öğreniyorsunuz. Mazeretsizlikler, her duruma karşı her
an hazır olmayı öğreniyorsunuz.
Okul sıralarında şiir yazdığınızı biliyoruz hala
devam ediyor mu?
Ediyor tabi! 60’a yakın oldu. Oktay Hocama mutlaka
gidip, bir göz attıracağım. Tabii ki çok özgün yapıtlar
değil. Onlar benim anılarım, ben bu gözle bakıyorum.
Profesyonel görüntüm bittikten sonra okunmasını
isteyeceğim onların. Yayınlamayı düşünüyorum. Satılsın
ya da satılmasın. Önemli değil.
Başarı size göre nedir ve kendinizi başarılı buluyor
musunuz?
Başarı göreceli bir kavramdır. Bir referans noktası
koymamız gerekir. Burada iki nokta almak gerekir:
Potansiyelinizi gerçek anlamda hayata yansıttıysanız ve
bulunduğunuz toplulukta herkes tarafından taktir
edilmişseniz, bu başarıdır. Bu anlamda kendimi de
başarılı görüyorum. Uluslar arası toplantılarda hep şunu
düşündüm: Ulusal bazda başarılıyız, daha iyisi
olabilirdi. Ama bu tercih meselesi. Başarı için hırs,
yeteneğin çok az üzerinde olmalıdır. Ama yetenek hırsın
biraz önünde olup da, hırs biraz geride kalırsa
yeteneklerine yazık olur. Hırs çok ön plana çıkarsa, o
zaman da başka insanlara yazık ediyor o hırslı insanlar.
Bu açıdan kendimi başarılı buluyorum. Bir kere çevremden
insani olarak hiç kötü bir tepki almıyorum. Öyle olsa
yaşayamazdım. İkincisi, akademik başarılarıma baktığımda
ticari hayattaki başarımın daha iyi olduğunu görüyorum.
Çünkü orada sınıfın ortalarındaydım. Şimdi daha iyi bir
yerde görüyorum kendimi. Referans noktaları iyi konulmak
koşuluyla diğerlerinden önemli ölçüde farklılaşmaksa
başarı, bir değer üreterek ortaya koyabiliyorsanız
başarılısınızdır. Sorumluluklarınızın sürekli artması da
başarı göstergesi... Sorumluluğunuzun maddi karşılığını
belirlemeniz gerekir. Kaç paralık, kaç kişilik
sorumluluklar alabiliyorsunuz? Bunlar önemli. Bu ülkenin
milli geliri 50 milyar dolarsa. Ben bu 50 milyar doların
kaçta kaçına hükmedebiliyorum. Bu sorunun objektif
karşılığı başarı için kriter olabilir.
İçindekilere dönmek için tıklayın |